Mevlana "Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur."
demiş. Bi' şeyler oldu aklıma bu söz geldi, ama nerden geldi hiçbir
fikrim yok. Düşündüm, çocukken ailecek İnciraltı'nda yaptığımız
piknikleri düşündüm.
Ne alaka diyeceksiniz. O zamanlar
İnciraltı'nda piknik yapılabilecek yerin bir tarafı deniz diğer tarafı
da bataklık gibi bi' şey(göl gibi etrafı çevrili ama suyunu denizden
alıyor). İşte biz çoğunlukla gölümsü yerin yanında otururduk. Küçük bir
top da olurdu yanımızda. Kıyıda top oynamak deyince top denize, göle
kaçmazsa olmaz. Eğer kaçan topun peşinden koşmazsan o top uzaklaşır ve sadece yüzülerek ulaşılabilirsin.
Demem
o ki; kalbindekiler diline yansır, ama bence tersi de geçerlidir.
Dilindekiler zamanla kalbine işler. Eğer dilinden çıkanlara hemen tövbe
edersen yüzmene gerek kalmadan topu alabilirsin. Ama tövbe için bekler
isen kulaç atmak zorunda kalırsın. Topun gözden kaybolmasını bekleme,
çok geç olabilir.
efkar mekanı
6 Aralık 2012 Perşembe
10 Ekim 2012 Çarşamba
Koku'dan Alıntılar
"...Bu yasak değildi gerçi. Ama son derece ayıptı. Rakibinin parfümünü gizlice taklit edip kendi adı altında satmak, müthiş ayıp bir şeydi. Ama bundan daha
ayıp bir şey varsa, o da, kopyacının foyasının ortaya çıkmasıydı."
sf: 59
"... Ya da bu hız çılgınlığı! Neye gerekliydi, her yanda ortalığı kazıp kazıp yaptıkları bir sürü yeni yol, o yeni köprüler? Neye? Lyon'a bir hafta önce
gidebilmek bir üstünlük müydü? Kim istiyordu ki bunu? Kime yararı dokunuyordu? Ya da Atlantik'i geçmek, bir ayda soluğu Amerika'da almak - sanki binlerce
yıl bu kıta olmadan pekala yaşanmamıştı. Ne işi vardı uygar insanın Kızılderililerin ormanında ya da zencilerin arasında - Laponya'ya bile gidiyorlardı,
burası kuzeydeydi, öncesiz ve sonrasız buzların egemen olduğu, çiğ balık yiyen yabanilerin yaşadığı kuzeyde. Bir de yeni bir kıta keşfetmeye kalkışıyorlardı,
her neresiyse Güney Denizi diye bir yerlerde. Ama ne içindi bu çılgınlık? Ötekilerden geri kalmamak için, İspanyollardan, şu Tanrı'nın belası İngilizlerden,
küstah Hollandalılardan; hepsiyle boy ölçüşmek gerekiyordu, kimin gücü yeterdi buna! Bir savaş gemisinin pahası 300.000 frank ederdi, batmasıysa beş dakika
sürmezdi, tek bir top ateşine bakardı, gitti mi gider, yok olurdu, ödediğimiz vergilerle birlikte. Şu aralar maliye bakanı, bütün gelirlerin onda bir
parçasını ister olmuştu, yıkımdı bu, insan bu onda biri ödemese de yıkımdı, çünkü bütün zihniyet bozuktu."
sf:63
"...Her alanda sorular soruluyor, her şey kurcalanıyor, araştırılıyor, her şeye burun sokuluyor, ha babam denemeler yapılıyor. Neyin ne olduğunu ve nasıl
olduğunu söylemek yetmiyor artık. Bir de her şeyi kanıtlamak gerekiyor, en iyisi tanıklar getirip, sayılar gösterip, birtakım gülünç deneyler yapıp
kanıtlamak. Bu Diderot'lar ve d'Alembert'ler ve Voltaire'ler Rousseau'lar ve her neyse adları, işte o yazıcı uşakları -Hatta ruhban sınıfından olanlar bile
var içlerinde ve de soylu baylar!- kendi berbat huzursuzluklarını, kendi doyumsuzluklarından duydukları tadı, dünyada hiçbir nimetle yetinemeyişlerinin
verdiği zevki, kısacası, kafalarındaki uçsuz bucaksız kargaşayı bütün topluma yaymayı gerçekten başardılar!"
sf:65
Patrick Süskind- Koku
ayıp bir şey varsa, o da, kopyacının foyasının ortaya çıkmasıydı."
sf: 59
"... Ya da bu hız çılgınlığı! Neye gerekliydi, her yanda ortalığı kazıp kazıp yaptıkları bir sürü yeni yol, o yeni köprüler? Neye? Lyon'a bir hafta önce
gidebilmek bir üstünlük müydü? Kim istiyordu ki bunu? Kime yararı dokunuyordu? Ya da Atlantik'i geçmek, bir ayda soluğu Amerika'da almak - sanki binlerce
yıl bu kıta olmadan pekala yaşanmamıştı. Ne işi vardı uygar insanın Kızılderililerin ormanında ya da zencilerin arasında - Laponya'ya bile gidiyorlardı,
burası kuzeydeydi, öncesiz ve sonrasız buzların egemen olduğu, çiğ balık yiyen yabanilerin yaşadığı kuzeyde. Bir de yeni bir kıta keşfetmeye kalkışıyorlardı,
her neresiyse Güney Denizi diye bir yerlerde. Ama ne içindi bu çılgınlık? Ötekilerden geri kalmamak için, İspanyollardan, şu Tanrı'nın belası İngilizlerden,
küstah Hollandalılardan; hepsiyle boy ölçüşmek gerekiyordu, kimin gücü yeterdi buna! Bir savaş gemisinin pahası 300.000 frank ederdi, batmasıysa beş dakika
sürmezdi, tek bir top ateşine bakardı, gitti mi gider, yok olurdu, ödediğimiz vergilerle birlikte. Şu aralar maliye bakanı, bütün gelirlerin onda bir
parçasını ister olmuştu, yıkımdı bu, insan bu onda biri ödemese de yıkımdı, çünkü bütün zihniyet bozuktu."
sf:63
"...Her alanda sorular soruluyor, her şey kurcalanıyor, araştırılıyor, her şeye burun sokuluyor, ha babam denemeler yapılıyor. Neyin ne olduğunu ve nasıl
olduğunu söylemek yetmiyor artık. Bir de her şeyi kanıtlamak gerekiyor, en iyisi tanıklar getirip, sayılar gösterip, birtakım gülünç deneyler yapıp
kanıtlamak. Bu Diderot'lar ve d'Alembert'ler ve Voltaire'ler Rousseau'lar ve her neyse adları, işte o yazıcı uşakları -Hatta ruhban sınıfından olanlar bile
var içlerinde ve de soylu baylar!- kendi berbat huzursuzluklarını, kendi doyumsuzluklarından duydukları tadı, dünyada hiçbir nimetle yetinemeyişlerinin
verdiği zevki, kısacası, kafalarındaki uçsuz bucaksız kargaşayı bütün topluma yaymayı gerçekten başardılar!"
sf:65
Patrick Süskind- Koku
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

